Sen uykusuzluk nedir bilir misin?
Tırnaklarınla yastığı parçaladın mı hiç ?
Gözlerini tavana dikip
düşündüğün oldu mu bütün gece?
Ve bütün bir gün ;
gelmeyince, seni aramayınca
ölesiye ağladın mı?
Sonra çekilip en koyusundan
yalnızlıklarını
ona ait ne varsa
bir bir hatırladın mı?
Sen günden güne erimeyi bilir misin?
Dev bir ağacın vakarı içinde ölmeyi
bir teselli aramayı
ıssız parklarda, tenha sokaklarda
ve bütün şehir uyurken uzaklarda
deli divane yollara düşüp
atılmışlığını hissettiğin oldu mu?
Sevmekten
günler geceler boyunca yürümekten
elin, ayağın, kalbin yoruldu mu?
Sen yalnızlığın acısını bilir misin?
Unutulmak bir hançer gibi saplandı mı sırtına?
İçinde kıskançlığın zehirli çiçekleri açtı mı hiç?
Bütün gururunu çiğneyip
sevdiğinin geçtiği yollarda
bastığı toprakları eğilip öptün mü?
Sen çaresizlik nedir bilir misin?
Sen yokluk nedir gördün mü?
Yanan başını duvarlara vurup
parçalamak geldi mi içinden?
Sen her gün bin defa öldün mü?
Böyleyim diye ayıplama beni
bir gün kendimi;
sonsuzluğun koynuna bırakırsam
yaralı ve yenik bir asker gibi ,
darılma
unutma ki ;
her seven adsız bir kahramandır
unutma ki ;
insan, sevdiği ve sevildiği kadar insandır…
Sen UykusuzLuk Nedir BiLir Misin???
...MUM...
Mum'un söndüğü an
Benzetme yapmak isterdim şu an
Yaşamım mı muma, mum mu yaşamıma benzemeli?
Bulamıyorum
Gözünün önüne bir mum getir, o zaman beni daha iyi anlarsın
Elinde tuttuğun mum, herhangi bir mum
Hiçbir özelliği olmayan, kimse için birşey ifade etmeyen
Sade, basit, işine yaramadıkça
bir köşede durmaya, unutulmaya mahkum
O, senin elinde hayat bulur
Sen, onun yaşamasına izin verirsin
Öyle birşey ki bu;
yaşamının son bulması bile senin elindedir
Ufak bir kıvılcımla başlar hayatı
Dimdik ayaktadır
Sonra zaman geçer
Hâlâ karanlıktır
Sen ve o
Yalnızsınızdır karanlıkta
Birden şiddetli bir rüzgâr
Söner gibi olur ama tutunur zamana
Sönmez
Gün hiç ağarmasın diye yakarır tanrıya
Hep yanmalıyım der sessizce
Eğer, eğer istersem, çok istersem
Ay kadar parlak olabilirim bir gün, der içinden
Zamanla erir mum
Önüne geçemez istese de
Artık geçtir hayalleri için;
Artık geçtir yarından beklediği için
Yarın olmayacak
Bu günün doğuşu onun batışıdır
Yavaşça söner sonsuza dek
Son bulur herşey onun için
Hayat devam eder
Bir iz bile bırakamadan gitmiştir
Arkasında keskin bir koku
ve günün ışıklarında kaybolan ince bir duman....
GüLnare.....
GÜLNARE
ben, yıpranmış sokaklar ortasında avare
sen, kırgın bir ülkenin süreyyası: Gülnare
honçalı novroz gelir; bir de siyah ve sarı
dalgalanır göklerde bir kuşun kanatları
her nağme, dudağında çarpılmış karanfil
sana tutkun atlılar şimdi yorgun ve sefil
göğsünde, kıskandığım bir rüyadır kırmızı
nerdesin, ey masallar ülkesinin son kızı
dokunmuyorsa kalbim o mazlum kitabeye
ayışığı düşer mi kanlı bir harabeye
sensiz çöl, ıssızlığın kahrıyla zehirlendi
yalnız bulutlar değil, vahalarda kirlendi
mahşeri bir serabın ardından yürüyorum
gözlerini kaybeden bir kervan görüyorum
geride, okunmayan silik izler kalıyor
kaktüs hala toprağı uykuda yakalıyor
tarihin her sayfası soluyor pare pare
karasevda burcunu yıkıyorsun, Gülnare
Azerbaycan ufkunda bir divanedir gönül
böylesi tarumar olmadı belki de gül
toprak, bir bakışınla kızıl renge büründü
yıldızlar ülfet için gündüz vakti göründü
gözlerin binlerce yıl ötesinden yadigar
nerdesin, ey Bakü’den, Gence’den esen rüzgar
yaldızlı perçemlerin ıslandıkça uzuyor
yalnızlık damla damla şakağından sızıyor
bazen öfke, kavgayı sevenlerin ardında
mahülya ve hüzün; bazen korku ve sevda
çiçeklerin yurdunda yalnız senin kokun var
bazen uzaktan uzak, bazen yakın bir duvar
karanlığa mahkumdur gökte sensiz, sitare
ruhumu zevalinle buuşturma, Gülnare
soluğun ab-ı hayat mıdır; filizlendi kül
siyah bir lale gibi aynaya düştü kakül
kırdın yüreğimdeki saatin akrebini
kuruttun düşlerimin hayal mürekkebini
hangi ırmağa baksam akıyorsun derinden
Hazar, acılarınla ağlıyor kederinden
kuduran bir denizde benziyorsun şikare
görebilseydi seni ejderhalar, Gülnare
gözlerinden fışkıran yanardağlar sönerdi
o ısırgan bakışlar balmumuna dönerdi
oysa şimdi su sarhoş; balıklar geldi dile
dalgalar son bir umut vuruyor sahile
Nahcıvan, hasretinle alevlenen sır çerağ
seninle firakını unutuyor Karabağ
göğsünde, kıskandığım bir rüyadır kırmızı
nerdesin, ey masallar ülkesinin son kızı
bırakıp gittin beni umarsız bir efkare
haber gönder, nerdesin, nerdesin ey Gülnare
Nurullah GENÇ…
sözLerim sen.. özLemim sen...
Sözlerim sen
Özlemin sen
Sen ki sevgili Leyla'nın düşü, Şirin'in umudusun
Sen benim her anım, her saniyemsin
Ben garip Züleyha oldum
Kapı kapı Yusuf'um diye ağlayan
Ben ki divane Züleyha'yım
Lugatında Yusuf'tan öte sözü olmayan
Sen benim Yusuf'umsun, tek çarem olan Yusuf'um
Bırakıyorsun beni Yusuf gibi çaresiz
Seni bulmaya mahkum olan yüreğim
Bitmekte olan benliğim
Bu şehir sensiz bu benden sevgisiz
Kavuşabilecek miyim sana Züleyha gibi
Bekler misin sende Yusuf gibi
Yoksa unutur musun sende beni
Çaresizim anlatamam derdimi
Anlamaz bu şehir beni…
Sürgün üLkeden başkentLer başkentine.....
Senin kalbinden sürgün oldum ilkin
Bütün sürgünlüklerim bir bakıma bu sürgünün bir süreği
Bütün törenlerin şölenlerin ayinlerin yortuların dışında
Sana geldim ayaklarına kapanmaya geldim
Af dilemeye geldim affa layık olmasam da
Uzatma dünya sürgünümü benim
Güneşi bahardan koparıp
Aşkın bu en onulmazından koparıp
Bir toz bulutu gibi
Savuran yüreğime
Ah uzatma dünya sürgünümü benim
Nice yorulduğum ayakkabılarımdan değil
Ayaklarımdan belli
Lambalar eğri
Aynalar akrep meleği
Zaman çarpılmış atın son hayali
Ev miras değil mirasın hayaleti
Ey gönlümün doğurduğu
Büyüttüğü emzirdiği
Kuş tüyünden
Ve kuş sütünden
Geceler ve gündüzlerde
İnsanlığa anıt gibi yükselttiği
Sevgili
En sevgili
Ey sevgili
Uzatma dünya sürgünümü benim
Bütün şiirlerde söylediğim sensin
Şuna dedimse sen Leyla dedimse sensin
Seni saklamak için görüntülerinden faydalandım Salome'nin Belkıs'ın
Boşunaydı saklamaya çalışmam öylesine aşikarsın bellisin
Kuşlar uçar senin gönlünü taklit için
Ellerinden devşirir bahar çiçeklerini
Deniz gözlerinden alır sonsuzluğun haberini
Ey gönüllerin en yumuşağı en derini
Sevgili
En sevgili
Ey sevgili
Uzatma dünya sürgünümü benim
Yıllar geçti sapan olumsuz iz bıraktı toprakta
Yıldızlara uzanıp hep seni sordum gece yarılarında
Çatı katlarında bodrum katlarında
Gölgendi gecemi aydınlatan eşsiz lamba
Hep Kanlıca'da Emirgan'da
Kandilli'nin kurşuni şafaklarında
Seninle söyleşip durdum bir ömrün baharında yazında
Şimdi onun birdenbire gelen sonbaharında
Sana geldim ayaklarına kapanmaya geldim
Af dilemeye geldim affa layık olmasam da
Ey çağdaş Kudüs (Meryem)
Ey sırrını gönlünde taşıyan Mısır (Züleyha)
Ey ipeklere yumuşaklık bağışlayan merhametin kalbi
Sevgili
En sevgili
Ey sevgili
Uzatma dünya sürgünümü benim
Dağların yıkılışını gördüm bir Venüs bardağında
Köle gibi satıldım pazarlar pazarında
Güneşin sarardığını gördüm Konstantin duvarında
Senin hayallerinle yandım düşlerin civarında
Gölgendi yansıyıp duran bengisu pınarında
Ölüm düşüncesinin beni sardığı şu anda
Verilmemiş hesapların korkusuyla
Sana geldim ayaklarına kapanmaya geldim
Af dilemeye geldim affa layık olmasam da
Sevgili
En sevgili
Ey sevgili
Uzatma dünya sürgünümü benim
Ülkendeki kuşlardan ne haber vardır
Mezarlardan bile yükselen bir bahar vardır
Aşk celladından ne çıkar madem ki yar vardır
Yoktan da vardan da ötede bir Var vardır
Hep suç bende değil beni yakıp yıkan bir nazar vardır
O şarkıya özenip söylenecek mısralar vardır
Sakın kader deme kaderin üstünde bir kader vardır
Ne yapsalar boş göklerden gelen bir karar vardır
Gün batsa ne olur geceyi onaran bir mimar vardır
Yanmışsam külümden yapılan bir hisar vardır
Yenilgi yenilgi büyüyen bir zafer vardır
Sırların sırrına ermek için sende anahtar vardır
Göğsünde sürgününü geri çağıran bir damar vardır
Senden ümit kesmem kalbinde merhamet adlı bir çınar vardır
Sevgili
En sevgili
Ey sevgili...
Sezai KARAKOÇ...